Boykot; kişi, kuruluş ya da devletlerin yaptığı eylemlere karşı bir tepki olarak ekonomik anlamda ilişkileri kesmek suretiyle haksız olan tarafı kararından vazgeçirmek için yapılan organize eylemdir. Peki boykotun yasal sınırları nerede başlıyor, nerede bitiyor ?
AİHM ve Türk Mevzuatı Işığında ‘’Boykot’’
Boykot; kişi, kuruluş ya da devletlerin yaptığı eylemlere karşı bir tepki olarak ekonomik anlamda ilişkileri kesmek suretiyle haksız olan tarafı kararından vazgeçirmek için yapılan organize eylemdir.
Boykot, antik çağlardan beri uygulanmaktadır. Tüketici boykotu adı altındaysa en güçlü ilk örneğini Amerika’da et fiyatlarının %50 yükselmesi sebebiyle halk tarafından gerçekleştirilmiştir.
Halk tarafından gerçekleştirilen boykotlar bir nevi ekonomik yaptırım gücüne sahiptir.Bu güç devlet eliyle değil, halkın iradesiyle ortaya çıkan güçtür.Evvela, hukuk düzlemi içerisinde orantılı ve hukuki dayanaktan yoksun bir güç ancak haksız bir saldırı niteliğine haiz olacaktır.
Anayasal boyutta, boykot değerlendirilmesi ise, anayasa madde 25 (düşünce ve ifade hürriyeti, madde 26(düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti) ve madde 34 (toplantı ve gösteri yürüyüş hakkı) düzleminde cereyan edecektir.
AY madde- 26/2 ‘e göre ifade özgürlüğü ve ifadeyi yayma hürriyetine ilişkin bir sınırlama ön görmüştür.Boykot çağrısı genel itibariyle, Millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması amaçlarıyla sınırlandırılabilecektir.
Belli başlı bir haksızlığa ilişkin olarak başlatılan bu çağrının ekonomik yıkıma sebebiyet verecek şekilde genel anlamda bir çağrı olarak anılması Türk kamu düzenini bozacağı kanaatine varılacak olunursa, bu mahiyette yapılan çağrıların devlet eliyle sınırlandırılması söz konusu olacaktır.Bu sınırlama ise, Anayasa Madde 13 (Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması) kapsamında değerlendirilecektir. Madde 13’e göre,sınırlama bahsi geçen temel hak ve hürriyetin özüne, anayasanın özüne ve ruhuna aykırı olacak mahiyette yorumlanamayacaktır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2020 yılında verdiği bir kararında; 2009 ve 2010'da bir markette İsrail ürünlerini boykot çağrısı yapan Filistin yanlısı kişilere para cezası kesen Fransa'yı "ifade özgürlüğünü ihlal ettiği" gerekçesiyle haksız bulmuştur. Fakat bu boykot çağrısı yalnızca İsrail üretimi ürünlere ilişkin olması hasebiyle ve Fransız devletine topyekün ve milli değerlerine zarar verecek niteliği ihtiva etmediğinden gerekçeyle ifade özgürlüğü kapsamında nitelendirilmiştir.
Boykot çağrılarının içeriğinin suç ihtiva ediyor olmasıysa, genel itibariyle TCK 216 (Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu) ve TCK 122 (Nefret ve Ayrımcılık Suçu) suçlarıyla bağdaşabilecektir.Konusu suç teşkil eden hiçbir düşünce ve ifade özgürlüğü bu kapsamda korunmayacaktır.
Yalnızca farklı bir düşünce grubuna dahil olması sebebiyle bir grubun kin ve nefret saikiyle dışlanarak, halk tarafından ekonomik yaptırıma tabi tutulması anlayışı haksız bir yanılgıdır.Bu tür boykot çağrılarının TCK 216 ve TCK 122 kapsamında değerlendirilmesi gündeme gelebilecektir.